Akp’yi hangi İslam ülkesi kabul eder, bunu hiç düşündünüz mü? Yani Akp; Türkiye dışında; hangi müslüman ülkesinde yasal bir parti olabilirdi? Hangi İslam ülkesi, onu, '' Partim'' diye bağrına basardı? Hangi İslam ülkesinde, Akp gibi bir partinin kurulmasına izin verilirdi? Ya da Akp şimdi gitse, hangi İslam ülkesi onu kabul eder?
Akp, insancıl amaçlar için de olsa, ülkeyi yıkıma götürmekte olduğunu anlamıyor. Akp’nin Ortadoğu ve Afrika açılımlarını, en insanca ve artsız niyetle; oraların yoksul, güvencesiz, olanaksız, mutsuz insanlarına uygarlık, sağlık, iş, mutluluk, güvence götürmek amacı olarak yorumlayabiliriz. Orta Doğu'lu, Afrika'lı çocukları da yetişkinleri de mutlu ve sağlıklı görmek hoşuma gider. Afrika'da, ortalama yaşam süresi, otuz yıl, biliyor musunuz? Afrika'da, otuz yaş ve üstü olmak, yaşlı olmak demektir. Çok yaşamış olmak da demektir çünkü öylesine çok açlık, hastalık, kötü koşul ölümleri ve iç savaşlar, soy kırımlar var ki. Düşünmek bile korkunç... Oysa Abd'de, ortalama yaşam süresi, yüz yıl falan oldu... Aradaki farka bakar mısınız? Neredeyse, bir Abd'linin yaşam süresi, üç Afrika'lı kuşağa eşit... Yani ortalama iki yüz yıl yaşayan kargalarla ortalama yüz yıl yıl yaşayan insan arasındaki yaşam süresi farkı gibi birşey. Yani bizim, kargalar kadar yaşamak isteğimiz ve düşümüz, Afrika'lıların bizim kadar yaşama istek ve düşlerine eşit. Bu, korkunç bir durum, korkunç bir uçurum, korkunç bir insanlık utancı... Yani bir Afrika'lının, akşam yatıp sabah sağ ve sağlam kalkma olasılığı yalnızca yüzde otuzbeş falan....
Düşünün; Türkiye ve Abd, Ab şirketleri Orta Doğu’ya, Afrika’ya doluşmuşlar; istihdam, gelir, güvence, sağlık, olanaklar, uygarlık, eğitim düzeyi, mutluluk artmış; milyonlarca Afrika’lı çocuk artık basit basit sorunlardan dolayı ölmüyor, aileleri çok mutlu; iç savaşlar bitmiş, insanlar birbirlerini katletmiyor. Afrika’lı çocukları dondurma, çikolata, şeker yerlerken düşünmek güzel şey. Siz hiç Afrika’lı bir çocuğu mutluluk içinde ve annesine sevgiyle bakarak dondurma yerken gördünüz mü, düşündünüz mü; bunu düşüncesi bile gözlerinizi ıslattı mı? Benim aklımagelir hep, yazın her dondurma alışımda ve gözlerimin önüne Afrika'lı çocukların yüzleri, dudaklarıma da dondurmanın tadı değil Afrika'lı çocukların dilleri gelir ve utancımdan dondurmayı çöpe atarım yiyemeden...Siz hiç, ailesi iç savaşlarda ölmüş, milyonlarca kimsesiz Afrika'lı çocuğun, ilkel yetimhanelerde, rüyalarında neler gördüklerini ve neler göremediklerini gördünüz mü?
Orta Doğu’ya ve Afrika’ya Abd ve Ab gireceğine Akp girsin, ben razıyım çünkü onlar gittikleri yerlerde çok insanlık dışı, vahşice davranıyorlar. Eminim Akp, Afrika’da; bırakın etli, kıymalı yemekleri, soba bile dağıtır! Bunlar güzel şeyler ama bunları yaparken kendi ülkesine de zarar vermemeli, kötülük yapmamalı. Bir yandan yapıp, bir yandan yıkmak olmaz. Bu ‘’Büyük Orta Doğu ve Afrika amacı’’na ulaşmak için ülkede her şeyi yapmaya, her şeyi yıkmaya hak olmamalı. Yani Türkiye’de, her isteyene her istediğini vereyim yeter ki dış dünyadaki bu güzel amacıma erişeyim, mantığı yanlıştır.
Şöyle bir düşünelim: Sıradan bir satranç, dama, okey, kağıt oyuncusu bile Akp’nin mantıksızlar içinde olduğunu anlar. İslam Dini’nde bir yasa vardır: ''Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına da yapma; kendin için istemediğin bir şeyi, başkaları için de isteme.'' Akp hükümeti, bilindiği üzere, Ab’nin kriterleri (İlkeleri) gereği; zinayı, izinli fuhuşu, eşcinselliği, eşcinsel evliliği de serbest bıraktı. Hatta izinli fuhuşu; ‘’Seks emekçiliği’’ adıyla da onurlandırdı! Bu andığım İslami yasaya göre; zinayı, izinli fuhuşu, eşcinselliği ve eşcinsel evliliği serbest bırakmakla; Akp’lilerin bunların kendilerine de olmasını istediği anlamı çıkıyor. Şimdi; ülkesinde izinli fuhuşu, zinayı, eşcinselliği, eşcinsel evliliği serbest bırakmış bir Akp’yi hangi İslam, Orta Doğu ve Afrika ülkesi kabul eder? Hangi İslam ülkesinde bunlar serbest? Hangi İslam ülkesinde genelevler var? Görülüyor ki Akp bilimsel mantığa göre değil ticari zekaya göre davranıyor.
Güzel kardeşim, seni hiçbir İslam ülkesi kabul etmez. Girdiğin her ülkede üç gün sonra ayaklanmalar başlar. Yeter ki Türkiye’de bu yaptıkların bir duyulsun oralarda. Bu da senin zayıf karnın. Abd ve Ab dilediklerinde Orta Doğu ve Afrika’da bunu kullanıp seni kapı dışarı ettirirler. Düşünsene; girdiğin İslami Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde, yarın bir gün Afrika duvarlarında şöyle afişler asılıyor: '' Türkiye’de zinayı, eşcinselliği, eşcinsel evliliği serbest bırakan, fahişelere ‘’Seks emekçisi’’ diyen bu adamları, bu İslam ülkesinde neden tutuyorsunuz? Zinanın, fuhuşun, eşcinselliğin; İslam’da yasak olduğunu bile bile bunlara nasıl izin veriyorsunuz? ''
Laiklik, demokrasi, Atatürkçüler, İnsanlar, insanca bir dünya, bilim, Türk Halkı, insanlık; çocuklar, anneler, babalar, kardeşler, dedeler, nineler yani aileler ; senden bunları istemiyorlar ki! Herkese her istediğini ver sonra da her istediğini yaptır; mantığı kötü bir mantıktır. İnan olsun, ben senden bir kap çorba bile almam. Ben, bana elini uzatan insanın eline değil ülkeye yaptıklarına bakarım önce.
Başbakanın Davos'daki; suncunun elini, eliyle itmesi konusuna gelince; bu psikolojik bir resflekstir, kişisel bir seçim, bilinçli bir eylem değil. Nitekim bu nedenle Abd’de de Obama’nın korumalarına öylesi bir davranışda bulunmuş. Bazı insanlar kendilerine dokundurtmazlar. Bilirsiniz; bazıları kendilerine dokunana söver; bazıları da dokunanın elini iter. Böyle psikolojili, yirmi yıllık bir can ciğer arkadaşınız varsa, omuzuna elinizi koyamazsınız hemen ya söver ya da haşince iter. İşlerinde mantıklı olsalar da bireysel ilişkilerde ve yaşamda mantıklı olamazlar. Örneğin; kişi, doktordur ama sigara, içki, uyuşturucu kullanır. Örneğin; kişi, öğretmendir ama eşini aldatır. Şu bir bilimsel gerçek; kişi mantıklı değilse ondan uzak durmak gerekir. Yoksa; ‘’Kırk yıllık eşimdi, bana bunu nasıl yapar.’’, ‘’Kırk yıllık dostumdu, bunu ondan hiç beklemezdim.’’ gibi sözler etmek zorunda kalabilirsiniz birgün.
Sonra; Ulusu, etnik kökenlere bölmek var. Akp bilmiyor mu ki birleştiren akıl, bölen akıldan; veren el, alan elden üstündür. Atatürk bu ülkeye; birleşmişlik demek olan ulusu verdi. Önemli olan, İslamiyet; her yer İslam olsun da ulusların, ülkelerin ne önemi var; İslamiyet güçlensin de uluslar yıkılırsa yıkılsın mantığı yanlış. Çünkü her şey doğar, yaşar ve ölür. Birgün sığınacak bir yer, yurt kalmayabilir. Dünyadan ne dinler geldi geçti. Bir zamanlar, tüm insanlar; dünyanın düz olduğuna inanıyorlardı; kaldı mı şimdi buna inanan? Ayrıca düşünün bakalım; Saddam, İslam olmadığı için mi yıkıldı? Irak’ta, Müslümanlar değiller mi, bir avuç toprak parçası için, her ay yüzlerce müslümanı öldürenler? Onları Hristiyanlar mı öldürüyor? Türkiye’de bile daha üç İslam Hocası birbiriyle anlaşamıyor, çatışıyorken; yurdundan başka neyin var güvenecek?
Evet şimdi Akp’ye sorun: Bana yapılmasını istemediğim bir şeyin, başkasına da yapılmasını istemiyorsam ve kendim için istemediğim bir şeyi, başkaları için de istememeliysem; yasal zinayı, yasal fuhuşu, yasal eşcinselliği, yasal eşcinsel evliliği var etme hakkını kendinde nasıl görebiliyorsun? Bunların size de yapılmasında sakınca görmüyor musunuz yoksa? Bunları kendiniz ve çocuklarınız için nasıl istiyebilirsiniz? Kendiniz ve çocuklarınız için istemediğiniz şeyler ise bunlar, başkaları için nasıl isteyebilirsiniz? Yasal yapmakla sorunlar çözümlenecekse darbeyi ve devrimi de yasal hale getirin ki onlardan da onlarda da sakınca kalmasın . Yanlış yolda gitmekte direnenleri durdurmanın iki yolu vardır: Ya zor kulanmak ya da mantık soruları sormak. Ben mantık soruları sormayı yeğlerim hep; varlığıma bir saldırı yoksa. Soru sormak; mantıksızlık içinde olanları durdurmak için çok yararlıdır: Bir zamanlar, zemin katda bir evde otururken, penceremin önünde durup '' Simiiiitt, simitttt ! '' diye bağıran simitçilerden çok rahatsız oluyordum. Ve cama, '' Simitçiler burada bağırmasın.'' diye bir yazı asmıştım. Bir tanesi, sürekli, gelip gelip penceremin önünde bağırmakta inat etti. Birgün dayanamayıp penceremi açıp tepki gösterdim, üstüme yürüdü saldırganca, sokak penceremin parmaklıklarına elleriyle yapışıp öfkeyle bağırdı. '' Dışarı gelsene! '' Baktım ki kavga çıkacak; ona soru sormayı seçtim. '' İnsanların huzur içinde yaşamak istemeleri, seni neden rahatsız ediyor? '' Birden durdu, böyle bir soruyu ilk kez düşünmüş gibi, yüzü gevşedi, gülümsedi, sen akıllı birine benziyorsun, dedi. Sonra dost olduk, her sabah evimin önünden, üç tekerleki simitçi arabasıyla , bir kaç simit getirir, ben de çay pişirir, kahvaltı ederdik. Sonra da ona satranç oynamayı öğrettim. Kahvaltıdan sonra evimden çıktığında; geride bıraktığı yoğun, pis koku, burnumun kemiğini sızlatırdı ve odalara bolca oda spreyi sıkardım ama bir insanı, insancalığa kazandırmak için buna katlanırdım. Onunla kahvaltı ederken ve satranç oynarken, soluğumu tutar, az soluk alıp vermeye çalışırdım. Hapisten yeni çıktığını, işsizlikten simit sattığını ve hapise girmek için yine '' Bela'' aradığını söylemişti. Üç ay gördüm onu, sonra görmedim. Birgün başka bir yerde karşılaştık. İyi giyimli ve mutluydu. Bana kartını verdi; tekstil üzerine bir iş yeri açmış... Yine birgün; penceremde duran saksılı çiçekleri, biri çalmıştı. Çok üzülmüştüm. Günlerce bekledim, geri getirir diye ama getirmedi. Sonra sokak penceresi camına şu yazıyı astım: Çaldığın o çiçeklerimin yüzlerine nasıl bakacaksın. Onları, benim güzel çiçeklerim diye nasıl okşayacaksın. Onlar sana küsmeyecekler mi, somurtmayacaklar mı, ağlamayacaklar mı '' Biz evimizi isteriz.'' diye... Çok beklemedim, bir hafta sonra bir sabah, kapımı açtığımda, eşikte, bir naylon poşetin içinde, çalınan üç çiçeğim, yanlarında da hediye bir saksı çiçek ve bir mektup duruyordu. Mektupta şunlar yazıyordu '' Çok özür dilerim. O akşam çok sarhoştum, ne yaptığımı bilemedim. Çiçeklerin çok hoşuma gitmişti. Beni bağışla.'' İnanamadım, bir erkeğin penceresindeki çiçekleri bir erkek çalmıştı, kadın değil de ! . Yanlış yolda gidenlere en iyi çözüm, soru sormaktır ama sorulacak soruyu zekice, bilgece, iyi, doğru seçmek gerekir. Soru sormak da bir sanattır. İnsanları duruduracak tek şey, soru sormaktır. Rüyasında, dünyadaki tek oğlunun öldüğünü gören kıral, bu rüyasının anlamını sorduğu kahinlerden biri dışında hepsini öldürtmüş, verdikleri yanıtları beğenmeyip. Ama sonuncu kahin. '' Kıralım, sen oğlundan daha çok yaşayacaksın.'' demişti de yaşamını kurtarmıştı çünkü kahinin bu yanıtı, kralın beyninda bir soru işareti oluşturdu: '' Uzun yaşamak kötü bir şey mi? '' Öteki kahinlerse, kıralın kafasında soru değil ünlem işareti oluşturmuşlardı yani öfke ! ( Ha bu arada; ben '' Kıral'' yazarım, '' Kral'' değil.)
Ey muhalefet partileri, siz de bu soruları sorun Akp’ye. Yoksa siz de mi bu olayların serbest olmasından yanasınız? Siz- lerde mi yasal fuhuştan, zinadan, eşcinsellikten, eşcinsel evliliklerden yanasınız?
Soru sormayanlar, iktidar olamazlar. Soru sormayanlar, mantıksızlıktan kurtulamazlar; soru sormayanlar ezilmekten kurtulamazlar; soru sormayanlar, sömürüden kurtulamazlar; soru sormayanlar ahlaksızlıktan ve haksızlıklardan kurtulamazlar. İnsanlık tarihi, şu soruyu sormakla yani soru sormakla başladı:’ ’ Bu ne?’’ İnsanlık tarihi, soru işaretiyle başladı.... Siz de sorun: ’’ Akp ne? ‘’ , ‘’Akp’yi hangi İslam ülkesi kabul eder?’’, '' Akp ne yapıyor?'' Akp'ye sorun: Türk Halkı'nın ahlaklı, onurlu, namuslu, ulusal yaşamak istemesi, sizi nedne rahatsız ediyor da yasal fuhuşu, yasal zinayı, yasal eşcinselliği, yasal eşcinsel evliliği getiriyorsunuz? Yarın çocuklar, sokaklarda; annelerine, babalarına eşcinsel eşleri, eşcinselleri, fahişeleri gösterip ''Anne, baba bunlar ne ?'' diye sorduklarında, ya da ben de büyüyünce bunlar gibi olmak istiyorum.'' dediklerinde ne diyeceksiniz? Hani ahiret inancınız vardı? Hem ahirete inanıp hem de ahiretde bu yaptık- larınızdan hesap sorulmayacağı, mantıksızlığınız da mı var yoksa?
Ey Akp'liler ; cennete gidecekseniz, Türk Halkı’nın yurdunun üstünden geçmeden gitseniz olmaz mı? Başka yer mi yok, cennete giden? Hem bu yaptıklarınızla sizi cennete filan almazlar, haberiniz olsun. Bana, başka yere gidermişsiniz gibi geliyor…Hele benim evimden hiç geçmeyin...
Ampül icat oldu, mumluk bozuldu mu? Yoksa Akp; çevresine değil de dibine ışık veren bir mum mu? Ama böyle giderse, dibine bile ışık veremeyecek ....
'' Yarim, yanağına yine bir karanfil takmışsın
Yine yar gibi bir yarin canını yakmışsın .''
dizelerimde; herkese yeterli öğüt vardır. Akp; en başta sana. Bakalım bu dizelerdeki tasavvufu anlayabilecek misin? Dostoyevski'nin, Suç ve Ceza'da anlatmak istediğini, bir Türk işte böyle iki dizede anlatır. Atatürk; Türk olmanın ne demek olduğunu, hala anlatamadıysa ben ne yapayım....
Necdet Gürçiftçi 2009-ekim
21 Ekim 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)